Ramazan Duman

Ramazan Duman

11 Ocak 2022 Salı

ÜLKEDE GÜNDEMİ İLLÜZYONİSTLER BELİRLİYOR

ÜLKEDE GÜNDEMİ  İLLÜZYONİSTLER BELİRLİYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÜLKEDE GÜNDEMİ İLLÜZYONİSTLER BELİRLİYOR

Nasıl olur bu, ya da ne alakası var? diye sorabilirsiniz kendi kendinize. Evet gündemi illüzyonistler belirler dediysem bu sirklerde gördüğümüz el çabukluğuyla gösteri yapan illüzyonistleri kastetmedim tabiki. Oysa benim demek istediğim illüzyonistler çok daha büyük işler başarıyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, doğru her zaman doğrudur. Kişiye göre, olaylara göre, yer ve zamana göre değişmez. Ama körü körüne takım tutar gibi parti tutarsak işte o zaman doğrular değişir. Ha doğru değişmezde kişilere ve olaylara göre değişir. İşte bunları sosyal medyada partileri adına yapanlar içimizdeki illüzyonistlerdir. Güçlü olan eğriyi doğru, doğruyu eğri gösterebilir. Türk halkı olarak, her konuda fikrimiz vardır bizim. Aslında biz fikir sahibinden çok illüzyonist bir milletiz. Demem o ki, bu ekonomik krizde bile bazı kesimler hükümetin yaptığı icraatları o kadar balladıra ballandıra anlatıyor ki, sanırsın biz uzayda yaşıyoruz. Aynı senaryonun tersini de muhalefet yanlısı yani iktidara karşı olanlar yapıyor. Onlara göre de ülke batmış, millet perişan, yiyecek ekmeğe muhtaç. Ortada iki tablo ve iki kesim var. Bana göre ikiside illüzyonist. Olmamış olayları olmuş gibi, yaşanan olayları da yaşanmamış gibi gösteriyorlar. Bir kesim ekonominin olumlu yönlerini, diğer kesim ise ekonominin çöktüğünü ve bittiğini söylüyor. Marifet de bu ya. Mazot fiyatları, gübre fiyatları, yem fiyatları, doğalgaz fiyatları altında ezilen milletimizin yaşadıklarını anlatan bir kesim. Asgari ücrette verilen artışı savunan, doların 18 tl den 13 tl’ye geldiğini müjdeli bir habermiş gibi paylaşan başka bir kesim. PEKİ BİZ KİME İNANACAĞIZ? TÜİK denilen ve ülkedeki ekonominin göstergelerini açıklayan bir kurumumuz var. Her ne kadar güveninirliği tarışmalara konu olsa da, millet ve devlet olarak bu kurumun verdiği rakamları baz alıyoruz. Ama Tüik ülke genelinde yıllık enflasyonun yüzde 36 olarak gösterse de, reel piyasalarda enflasyonun yüzde 86 olduğu açıklanıyor. Peki kimi kandırıyoruz böyle yaparak? Halk zaten her şeyi yaşayarak öğreniyor. Siz istediğiniz kadar ekonominin düzgün olduğunu, enflasyonun yüzde 30 olduğunu söyleyin. Markete giden, çocuk okutan, akaryakıt alan, evinde ısınan, elektrik kullanan herkes piyasanın ne olduğunu çok iyi biliyor. Yani illüzyonistlik yapmaya gerek yok. Aslında halkın büyük bir kesimi bu paylaşımların dışında kalıyor. Yani herkes işinde gücünde. Her ne kadar bu paylaşımların dışında kalsa da ekonomik sorunlar, toplumsal sorunlar hepimizi yakından ilgilendiriyor. Olayı büyüten ve taraflar arası tartışma noktasına getirenler işte onlar içimizdeki illüzyonistler. Çok ustayız bu kanularda çok. İnanın korkulur bizden. Aynı olayı veya sorunu algı oyunlarıyla lehimize çevirmek şapkadan tavşan çıkarmak gibi bir şey. Oysa biz bu halimizle illüzyonistlere bile taş çıkartırız. Ama acı olan bir şey var. Sahne perdesi kapanınca illüzyonistten geriye kalan sadece küçük bir eğlencedir. Asıl gerçek perde kapandıktan sonra hayatın ta acı gerçeğidir. Yukarıda bahsettiğim iki kesimin de bana göre en büyük sorunu eğitim. Neden eğitim? çünkü çocuklarımız eğitilmiyorlar. Yüzlerce üniversitemiz var, binlerce özel okullarımız var ama pısa verilerine göre dünya ortalamasının çok altındayız. Şaaşalı okullar, göze hitap eden sınıflar, törenler ama başarı yok. Çocuklar aldığı notlarla onure edilip aileler gururlandırılıyor. Ta ki gerçek bir sınava girinceye kadar. O zaman belli oluyor nasıl bir eğitim aldığı. Kaçı fen liselerine giriyor ya da kaçı iyi bir üniversiteyi kazanıyor. Dedim ya başta eğitimde de illüzyonistler çok fazla her an şapkadan tavşan çıkarabiliyorlar.

Devamını Oku

YOKSULLUK, FAKİRLİK BU ÜLKENİN KADERİ OLMAMALI

YOKSULLUK, FAKİRLİK BU ÜLKENİN KADERİ OLMAMALI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

YOKSULLUK, FAKİRLİK BU ÜLKENİN KADERİ OLMAMALI

 

İnsanoğlu şu hayatta her zorluğa göğüs geriyor, her sıkıntının üstesinden iyi kötü geliyor. Bizim, ülke olarak en büyük sorunumuz nedir biliyor musunuz? Ekonomi yani para…

Şimdi bir çok kişi parayla her şey çözülemez, para her şey değildir, paranın satın alamayacağı bir çok şey var. Tamam amenna çok haklısınız. Ama benim bahsettiğim para, bir çok kişinin algıladığı gibi bir para değil. Ben yatları, katları, yalıları, hanları, hamamları satın alabilecek bir paradan bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim para, bir ailenin sağlıklı bir şekilde geçinmesi, yeterince beslenebilmesi, çocuklarına en iyi eğitim imkanını sunması, sağlık kaygısı çekmemesi, ailecek senede bir olsa da bir tatil yapabilmesi, çocuklarını evlendirip iyi bir yuva sahibi yapması benim paradan kastım budur.

Çocuğunuz yıl sonu eve karnede 5 tane zayıfla geldiğinde nasıl bir tepki verirsiniz? çocuğunuz size ” Baba zayıflara bakma aslında ben okulda çok başarılıyım. Derslerim de aslında çok iyi bu zayıflar seni aldatmasın” dese hangimiz inanırız? Nasıl karneler öğrencinin eğitim yılı içindeki başarısını gösteriyorsa, ülkelerdeki halkın yaşam kaliteside o ülkenin ekonomideki karnesinin nasıl olduğunu gösterir. Siz istediğiniz kadar benim ekonomim şöyle böyle deyin, istediğiniz kadar saltanatı gözler önüne serin. Uluslar arası arenada karnenizin notu nasılsa ona göre nazara itibara alınırsını.

Madem karneye bakıyoruz gelin halkımızın ne durumda olduğunu devletimizin resmi kurumu olan TÜİK’ten öğrenelim.

Maddi yoksunluk oranı %26,3

Nedir maddi yoksulluk oranı? çamaşır makinasi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hanehalklarının algılarını yansıtmaktadır. Yukarıda belirtilen dokuz maddenin en az dördünü karşılayamayanların oranıdır.

Düşünün değerli okurlar!!

Ülkemizin yaklaşık 3 te 1 i yoksul. Ülke nüfusunu 90 milyon olarak kabul edersek 30 milyona yakın yoksul insanımız var.

Ülkemizin %25 i hala kirada oturuyor.

Ülkemizde  24 milyon anne var ve bunların 4.8 milyonu açlık, 14.5 milyonu da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Demek ki ülkemizde sadece 5 milyona yakın anne gerektiği gibi çocuklarına ekonomik yönden annelik yapıyor.

Dört kişilik bir ailenin dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için bir ayda harcaması gereken para, nisan ayında 18 lira daha artarak 3 bin 414 lira oldu. Peki asgari üceretimiz ne kadar? Net 2 bin 825 lira, yani asgari ücretle bir iş bulup çalışmış olunsa bile hala açlık sınırına bile yetişemiyoruz.

Bu rakamları gördükten sonra lütfen bana caddelerdeki arabalardan, köftecilerin önündeki kalabalıktan, plajlardaki 50 tl ye yenilen lahmacunlardan bahsetmeyin. Yazdığım rakamlar devletimizin resmi kurumunun rakamları.

Ne zaman açlık sınırı ve yoksulluk sınırı ornalarımız yüzde 3 yada 5 lere düşer, bana o zaman ülkenin geldiği noktadan bahsedebilirsiniz. Bu ülkenin 3 te 1’i açlık sınırının altında yaşarken, kimse bana sırça saraylı köşklerden ve itibardan söz etmesin.

YA ÇALIŞALIM ÜRETELİM KAZANALIM YA DA ÖLELİM

Zaten binlerce aile açlık sınırının altında yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyor. 3 tarafı denizlerle çevrili, dağlarından bal ovalrından yağ damlayan bu güzel ülkemin neyi eksik Allah aşkına? Bu topraklar bizim, bu ülke bizim, bu millet bizim. Bu kadar varlığın içinde yoksulluk çekmek bu necip millete yakışmıyor. Biz bu halde kalırsak, yarın çocuklarımız torunlarımız daha zor günler görecek demektir. Bu vatanı bize gözünü kırpmadan hediye eden atalarımızın hatırına artık ayağa kalkalım. Ya masaya yumruğumuzu vurup, gaflet uykusundan uyanıp ülkemizi ayağa kaldıralım ya da ölelim.

Umutlarımızın hala bitmediği bu yıllarda halk olarak lütfen elimizi taşın altına koyalım. Yöneticisinden vatandaşına tüm halk olarak silkelenip kendimize gelip, halkın gerçek gücüne dönelim. Az da olsa hala ümidimiz var. Yeter ki inanalim..

Saygılar.

 

 

Devamını Oku

ÜLKEMİZ YAPAY GÜNDEMİ BIRAKIP “ÖNCE TARIM” DEMELİ!!!

ÜLKEMİZ YAPAY GÜNDEMİ BIRAKIP “ÖNCE TARIM” DEMELİ!!!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

 

ÜLKEMİZ YAPAY GÜNDEMİ BIRAKIP “ÖNCE TARIM” DEMELİ!!!

 

Manisa Denge gazetesinde ilk köşe yazılarımı yazmaya başladığımda içimde sanki kelebekler uçuyordu. İnsanın fikirleri, görüşlerini paylaşacak bir platform olması kadar insana mutluluk verici başka bir şey olamaz.

Tabi sadece gazeteler değil insanlarla iletişim kurmanın yolu. Bunun yanında toplumsal olarak en fazla iletişim kurduğumuz ve bir çok haberden onun vasıtasıyla haberimiz olan televizyondan bahsediyorum. Belki toplum olarak fazla gazete ve dergi okumuyoruz ama Türk halkı olarak çok iyi televizyon seyredicisiyiz.

VEE ARTIK ETV EKRANLARINDAYIM

Köşe yazılarımdan sonra televizyon proğramlarında da bana yer veren ETV ailesine teşekkürlerimi sunuyorum. Bundan sonra salı günleri tarım ve hayvancılık üzerine  canlı yayınlarla söyleşi yapacağım. Ülkenin ve Manisa’nın tarım ile ilgili her konuda yeni konular ve konuklarla birlikte bu proğramı sunmaya çalışacağım.

Neden tarım?

Globalleşen dünya düzeninde aklı selim olan her ülke tarıma ve gıda sektörüne yatırım yapmaktadır. Bunun en güzel örneğini dünya’nın başına gelen pandemi salgınında öğrendik. Yasakların ilan edildiği andan itibaren halkın önce marketlere marketlerden de gıda reyonlarını yağma ettiklerine şahit olduk. Çünkü bir haftalık yasak boyunca her şeyden vazgeçtik belkide ama yeme ve içmeden asla vazgeçemedik. Yaşamak için yemek ve içmek gerekiyordu . O zaman anladık gıda ve tarımın ne kadar değerli bir ihtiyaç olduğunu.

ÜLKEMİZ VE DÜNYA DURMADAN ÇOĞALIYOR

Daha düne kadar ülkemiz için 80 milyon insandan bahsederken bugün 90 milyon nüfustan bahsediyoruz. Tarım kaynaklarımız ve topraklarımız gittikçe küçülüyor. 90 milyon nüfus yesin içsin istiyor. Ama topraklarımız ne yazık ki yabancılara satılmaya devam ediyor. Artan maliyetler, giderler, mazot fiyatları, gübre, tohum, ilaç fiyatlarının uçuşa geçmesi neredeyse Hollanda kadar bir bölgenin ekilip biçilmemesine sebep oluyor. Ama ne acıdır ki, marketlere gittiğimiz  zaman elimize mercimek alıyoruz menşeii kanada, fasulye alıyoruz menşeii Kırgızıstan, bulgur alıyoruz menşeii Rusya  yani bununda kolayını bulmuşuz. Başımız sıkışınca bir ürünün karaborsaya düştüğünü görünce hemen ithalat yapıp sorunu çözdük zannediyoruz. Sonrada geçici olan ithalat ürünü bir bakmışız devamlı ithal eden ülke konumuna gelivermişiz.

BİR DÜŞÜNÜN NEDEN FAYDALI ÜRÜNLER HEP PAHALI?

Kırmızı et, balık, tavuk, sucuk, peynir, pastırma, fındık, badem, ceviz, Antep fıstığı yukarıda saydığım ürünleri belkide bir çok aile yemiyor yese bile ayda belki bir defa. Mesela eti bayramdan bayrama yiyen ailelerin sayısı binlerce belkide. Neden? çok pahalı da ondan. Bugün evinde eti olan bir ev hanımı ne yemek yapacağını bir an bile düşünmez. Bu ürünler hem pahalı hem sağlıklı. Bir çocuğun yetişmesi için proteine ihtiyacı var. Kahvaltılarda peynir, süt, tereyağı, yumurtaya yani kalsiyuma ihtiyacı var.

Canan Karatay durumu daha da güzel özetliyor. ” Aslanlar etle beslenir hem akılları çalışır hem de kasları ama aynı performansı mandalar için söyleyemeyiz çünkü mandalar ot yiyor” diyor.

Tarım ve hayvancılağa bu kadar müsait yerlerimiz varken, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkemiz varken varlık içinde yokluk çekmemiz sizce normal mi? Ya da sorun bu imkanları halkın refahı için kullanamayan sistemde mi? karar sizin…

 

Devamını Oku

DEVLET, MAFYA, MEDYA ÜÇGENİNDE ÜLKEMİZ

DEVLET, MAFYA, MEDYA ÜÇGENİNDE ÜLKEMİZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülke Sedat Peker’in açıklamarından sonra derin bir sessizliğe büründü. Korku paçayı sardı bazılarında. Nasıl olmasın uyuşturucu trafiğinden ve hangi güzergahtan ve kimlerin yaptığını bile deşifre etti Peker.

Devletin en önemli bakanına ” Seni tasmayla gezdireceğim” dedi.Ülke siyasetinde atışmalara çok şahit olduk ama bu kadar net ve suçlayıcı kelimeleri duymadık daha önce. Ayrıca ğıza alınmayacak cümleleri bir siyasetçiden değil de, bir suç örgütü liderinden duymak insanın kanını donduruyor.

İddialar ne kadar doğru bilmiyorum ama açıklananlar bile hükümeti ve iç işleri bakanını  zora sokabilir. Özellikle gazeteci Hadi Özışık’ın nargile içerken Peker ile samimi konuşmaları ve Hadi’nin ” benim ismimi niye veriyorsun” demesi yazar ve medya dünyasında tedirgin dolu bekleyişlere sebep oluyor. Acaba 8. videoda kimlerin isimleri açıklanacak ya da hangi suçların üstü açılacak, ya da kimlerin ismi deşifre olacak merak konusu.

Düşünsenize bir tarafta suç örgütü lideri olmakla suçlanan Peker, diğer tarafta devleti temsil eden İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu. Yani devlet ve mafya karşı karşıya. Bu suçlamaların bir tek mağlup olanı ve mağdur olanı var o da, “HALK” yani bizleriz. Bakın görün televizyondan film seyreder gibi seyrettiğimiz bu olaylar bir çırpıda üzeri örtülecek ve kamuoyunun dikkati hemen başka bir tarafa çevrilecektir.

Düşünün Peker’in açıklamaları olmadan önce medya ve twitter’in bir numarası 128 milyon dolar nerede sorusu idi. Ama açıklamalardan sonra gündem hemen değişti. Yarın çok daha önemli konular gündeme gelecek mesela. Tüm bu seyrettiklerimizi bile bize unutturacak cinsten.

Anlamadığım bir konuda devletin en önmeli bakanı nasıl oluyorda bu tür iddialara medya üzerinden cevap veriyor? Devletin bir ağırlığı, bir sistemi olmalı. Gererek ne ise suç duyurusunda bulunulur ve savcılarda görevini yapar. Medya ve tv üzerinden bir suç lideriyle bu kadar polemiğe girmek bir devlet adabına ve siyaset adamına yakışmaz.

ÜLKE İNSAN ODAKLI DEĞİL, HUKUK SİSTEMİYLE YÜRÜMELİ

Ne zaman insan odaklı değil de hukuk odaklı oluruz,, işte devlet o zaman bu tür yapılardan uzaklaşır ve kurtulur. Devlet mekanizmasının içine her giren kendi bölgesinde yeni bir imparator kuruyor. Bu da devlet içinde devlet anlayışını doğuruyor. Mehmet Ağar mesela ” Ben olmasam bodrum limanına mafya çöker” diyerek devlet içindeki gücünün ne ölçüde büyük olduğunu gözler önüne seriyor. Ama hiç bir yrtkili çıkıpta ” Kimse devletten üstün olamaz o yüzden herkesi devlet koruyacaktır” diyemiyoruz.

Nasıl bir devlet anlayışına sahibiz.? Suç örgütleri devletin bakanına ayar veriyor, yine devletin eski bakanı ülkenin askeri ve polis güçlerine inanmak yerine onların yapacağı görevi ben yapıyorum diyerek meydan okuyor. Demekki buradan ne anlıyoruz devletin üst düzeyinde bir yerlere gelenler eğer ileride güçlenmek niyetinde ise kadrolarını ve makamlarını ona göre kuruyorlar. Devlet gücüyle güçlenmek dedikleri tam da bu olsa gerek.

İnsan odaklı olmanın ve hukuk sistemini terk etmenin faturasını yıllarca faili meçhul cinayetlerde gördük. Susurluk davası, Uğur mumcu cinayeti, Gaffan okkan cinayeti, Muhsin Yazıcıoğlu cinayeti, bunlar hep karanlıkta kalan ve birileri tarafından işlenen cinayetler. Ve hepsinin ortak özelliği  karanlık güçler tarafından yok edilmeleri ve asla faillerinin bulunamamaları. Sizce bunlar bir tesadüf mü?

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.