Mehmet GIYAS

Mehmet GIYAS

24 Haziran 2021 Perşembe

HALKA İNMEK Mİ? HALKA GİTMEK Mİ?

HALKA İNMEK Mİ? HALKA GİTMEK Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

HALKA İNMEK Mİ? HALKA GİTMEK Mİ?

Siyaset kurumunun dillere peleseng bir sözü vardır.  Halka inmek.. ister genel siyasette olsun ister parti içi muhalefette, sık sık iktidar makamında olanlar  “Halka inmemek” ile suçlanırlar. Bu Kavram uzun yıllardır siyaset kurumumuzun eskimeyen eleştiri sözcüğü olarak güncelliğini korumaktadır. Halka inilir mi? Halka çıkılır mı? İnmek ile çıkmak arasındaki kavram farkı aynı zamanda statü derecesi olarak ta kullanılır mı? Tüm bunlar tartışma konusudur. Halka inmeyi düşünen seçilmiş, kendini doğal olarak bir basamak üstte görmek gibi bir duyguya kapılıyor.  Seçim meydanlarında kendini halkın hizmetine adamış, hizmetkâr olmayı taahhüt eden aday, seçildikten sonra birden bire kendisini merdivenin bir basamak üstünde görmek gibi ortamın içinde buluyor. Çünkü bir gün evvel ayağına gittiği seçmen, ertesi gün artık onun ayağına geliyor. Bir günde; sıra dışı, seçilmiş olmanın bütün cazibesini üstünde taşımanın gururu ile donatılıyor.

Peki bu durumun kime ne faydası var? Bu yanlış düzelmeden seçen ile seçilen arasındaki illiyet bağı nasıl doğru zemine oturacak? Bunun sorumlusu sadece siyasetçi midir? Yoksa çuvaldızı biraz da kendimize batırmak mı gerekiyor?

Cumhuriyetimiz; siyaset kurumuna önemli görevler verdi. Bunların en başında örnek teşkil edecek, rol model olabilecek sorumlu ve donanımlı kişilikleri toplumun önüne koyarak, hizmet yaparken model de oluşturmanın gayretini taşımaktaydı. Zaman içinde popülist politikalar, popülist liderler örnek olma vasfını kenara iterek, “asker” olma vasfını ele aldılar. Türkiye ne yazık ki, her geçen gün adım adım popülizme teslim oldu. Bugün izlenen temel politikalar artık kimin daha çok popülizmi uygulayacağı üzerine kuruludur.  Ülkenin temel sorunu popülizmdir. Bir an önce bu çıkmazdan uzaklaşmak ve ülke gerçeklerine geri dönmek kaçınılmazdır. Bunu başarmadan siyaset kurumu ülkeye fayda sağlamak yerine telafisi zor zararlar verecektir.

Sözü Nasrettin Hoca-Timurlenk fıkrası ile bitirelim. Hoca ile Timur aynı yüz yılda yaşamamasına rağmen Türk halkının ince zekâsı ile fıkralarda çokça buluşturuldu. Nasrettin Hoca, Azerbaycan Edebiyatında Molla Nesreddin olarak bilinir.  Hoca bir gün Timur’un huzuruna gider. Timur komutanları ile birlikte yemek sofrasındadır. Yalnız komutanlar yer sonrasında otururken, Timur  tahtına kurulmuş yemeğini oraya yiyor. Hoca içeri girer ve Timur’a doğru “Selamün Aleyküm ya Hz. Allah” der. Timur çok bozulur ve ben Allah değilim, çık dışarı yeniden gel der. Hoca bir daha içeri girer ve bu defa “Selamün Aleyküm ya Hz. Peygamber “ der.  Timur; ey gafil ben ne Allah’ım nede Peygamber. Ben bir Allah bendesiyim, der. Bunun üzerine Hoca; madem Allah bendesi (kulu) sin, niye bendelerin yanında oturmuyorsun? Hoca’nın yada Azerbaycan’daki adıyla Molla Nesreddin’in sözüne kulak vermek lazım.

Allah bendelerine, farklı vasıflar verirsek onlarda bizden bir kat üstte otururlar. Sonra bizlerde yıllarca Halka inmeyi tartışırız.

Halka inmek yerine Halka gitmek daha doğru bir davranış, daha doğru bir kavram olsa gerek. Öyleyse bize ineni değil geleni tercih edelim..

Mehmet Gıyas AZERİTÜRK

 

Devamını Oku

Prens Siyaseti

Prens Siyaseti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Prens Siyaseti

Türkiye, siyasi prenslerle Turgut Özal döneminde tanıştı. Yurt dışında yaşayan  “iyi eğitim” almış, bazıları KKTC vatandaşı olan gençler ülkeye davet edildi. Bunların davet edilmesinde oğlu Ahmet Özal’ın rolünün büyük olduğu o dönemki gazetelerde çok yazıldı, çizildi. Çok ağır şartları olan devlet kurumlarının genel müdürlüğüne atanma koşulları bu prensler için yeniden düzenlendi. Bir gün dahi kamu hizmeti olmayanlar, devletin 20 yıl hizmet isteyen görevlerine bir kalemde atandılar. Bunlardan en akılda kalanlar ise Bülent Şemiler ve “rüşvetin belgesi mi olur” sözünün muhatabı olan Engin Civan’dı. İkisi de kamu bankalarına genel müdür olarak atandı. Aynı bankalarda halef-selef oldular. Bir süre sonra genel müdürü oldukları bankalar battı. Engin Civan;  civangate adıyla siyasi tarihimize geçen skandalın baş mimarı oldu. İş adamlarından rüşvet aldığı mahkemelerce kanıtlandı ceza aldı, hapis yattı. Sonrasında geldiği yere geri döndü. Olan ülkeye oldu. Sadece Engin Civan’ın ülkeye maliyeti 500 milyon dolar olarak hesap edildi.

Ahmet Özal’ın milli takıma futbolcu taraması yapar gibi bulup getirdiği 150 Türk gencinden ne kadarına görev verildi? Bilmiyoruz. Bu gençlerin ülkeye toplam maliyeti konusunda da çok bilgi sahibi değiliz. Ancak kamuoyuna yansıyanları biliyoruz. O gün devrede yine yeraltı dünyası vardı. Alaettin Çakıcı ve kayınpederi Dündar Kılıç, iş adamları ile prensler arasında  arabuluculuk rolünü üstlenmişti. Dündar Kılıç, Mahkeme kayıtlarına yansıyan ifadesinde; rüşveti veren Selim Edes ile rüşveti alan Engin Civan’ın barışması konusunda Semra hanımın (Özal) arabuluculuk yapmalarını istediğini ifade ederek, Semra Hanımın; “ikisi de yakınımız, bir birine zarar vermesinler “ sözünü kayıtlara geçirmişti.

Siyaseten ANAP’ın dağılmasının birçok nedeni olabilir. Ancak çözülmenin, bu rüşvetçi prenslerle başladığını söylemek yanlış olmaz.  Sonrasında alternatif olarak iktidara gelen DYP’de, benzer akıbete uğramaktan kurtulamadı. Çünkü benzer metotları,  Semra Özal’ın yerini Özer Çiller ile ikame ed,. Tansu Çiller hükumeti de uygulamaya başladı.

AK Parti, merkez sağın içine düştüğü bu girdaptan çıkamadığı bir dönemde alternatif parti olarak iktidara geldi. AK Partinin kurduğu ilk hükümetlerin bakanlar kuruluna baktığımızda tasfiye olan merkez sağın kimi kadrolarına yer verdiği bu alana oturmak isteğinin de göstergesidir. 2007 seçimlerine kadar adeta sağ bir koalisyonu andıran Ak Parti yönetimi, 2007 den sonra bu geleneği bozarak, farklı koalisyonlara girdiğini 15 Temmuz’dan sonra kamuoyuna açıkladı.

Milli Görüş gömleğini çıkardığını bizzat liderinin ağzından açıklayan AK Parti, 90’lı yılların prens modasını hatırlayarak özellikle merkez sağdan kimi rakiplerini “prens kadrosundan” transfer etmeye başladı.

Bugünlerde, her Pazar sabah saatlerinden itibaren evlerimizde yankılanan ve artık olağanlaşan mafya yayınlarına baktığımızda değişen bir şey olmadığını görüyoruz. Mafya Liderinin ısrarla 40 yaş altına seslenmesi tesadüfi değildir. Zira 40 yaş üstü olanlar bu filmi daha önce seyredenlerdir. Bu yüzdendir ki 40 yaş üstünde reytingi düşüktür. Olayın en tanıdık yanı, Civangate skandalında devreye kim girdi ise şimdi de aynı “kurum”lar giriyor.  Türkiye; ne yazık ki iktidarlar eliyle mafyayı uzun yıllardır,  kurumsallaştırmıştır. İnci Baba lakaplı Mafya babasının Cumhurbaşkanı Demirel ile yakınlığı biliyoruz. Alaettin Çakıcı ve Dündar Kılıç’ın kime ne için aracı olduğunu bizzat yeraltı dünyasının ünlü babası Dündar Kılıç açıklamıştır.

Yaşadığımız dönemde, siyasetin gündemini sık sık işgal eden 90’lı yıllara dönmeyelim söylemi ve O yıllara ait Beyaz Toroslar göndermesi tesadüfi değildir.  90’lı yılların Beyaz Toroslarını artık Oyak-Renault üretmiyor. Ancak 90 yılların diğer bütün aktörlerini, sistem üretmeye devam ediyor. Endişe edilecek konu sistemin bu üretimi güncellemiş olmasıdır.

Bugün yaşananlara bakıldığında,  AK Partinin prens transferinin de, sıkıntılara neden olduğu-olacağı- gerçeğinin su yüzüne çıkmış olmasıdır.

Siyasi partiler düzelmeden, ülkenin düzelmesini beklemek;  beyaz tavuktan, kırmızı yumurta beklemek kadar hayalcilik olur. Türkiye bir an önce Siyaset kurumunu reforme etmelidir. Bu yapı değişmeden, hiçbir şey düzelmeyecektir. Bir an önce işletim sistemi değişmelidir. Aksi halde sadece isimler değişir…

Devamını Oku

YANSIMA SÖZCÜKLER

YANSIMA SÖZCÜKLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandemi  pazarlarının iyi tarafları da var. Aylardır sokağa çıkamıyor, alışverişe gidemiyoruz.  Bu alışverişten hoşlanmayanlar için iyi olurken, eş, dost, akraba gezmelerini sevenler için adeta zulüm oldu diyebiliriz. Bizler ansiklopedi kuşağıyız. Taksitle aldığımız yetmezmiş gibi, kupon biriktirerek, gazetelerden fasikül fasikül toplayıp matbaalarda ciltlettirdiğimiz çokça ansiklopedilerimiz de oldu. Bizler, “okumayı sevmiyorsan ansiklopedi oku” diyen öğretmenlerin, öğrencileri olduk.  Bende bu kuşağın temsilcisi olarak pandemi pazarlarında dijital ansiklopedi okumayı ihmal etmedim.

Geçen pazar, dilimizdeki “yansıma sözcükler”e baktım. Unuttuğum çok şeyi hatırlar oldum. Şöyle açıklanıyor yansıma sözcükler:  “Yansıma, doğada bulunan canlı veya cansız varlıklara ait olan seslerdir. Bu seslerin çıkarılma biçimleri sözcükler ile ifade edilmiştir. Bu şekilde ifade edilen sözcüklere yansıma sözcük adı verilir. Diğer bir anlamıyla, doğada yer alan bir sesin taklit edilmesiyle ortaya çıkan sözcüğe yansıma sözcük denir.” Sözlük, örnekler de vermiş.

– Abimin gece çıkardığı horultu sesinden dolayı uyuyamadım.

– Yansıma sözcük: Horultu

– Kapı gıcırtısı yüzünden erken kalktım.

– Yansıma sözcük: Gıcırtısı

 Dışarıdan pat diye bir ses geldi.

– Yansıma sözcük: Pat

 Yanımızdan vın diye bir araba geçti.

– Yansıma sözcük: Vın

. Hışırtı evin ön tarafından geliyor.

– Yansıma sözcük: Hışırtı

Filmi izlerken sıkıntıdan patlayacak gibi oldum.

– Yansıma sözcük: Patlayacak

Bunları okurken haftalardır evimdeki HD Televizyonun yüksek çözünürlüklü görüntüsü ile zihnime, beynime yansıyanları düşündüm. Tedirgin oldum. Pazar sabahı Mayfa Liderinin dijital medyadan yansıyan horultusundan uyuyamadım. Yıllardır kapalı kalmaktan paslanmış, açılınca gıcırdayan derin devletin kapı gıcırtısından rahatsız oldum. Devletin dışından devlet adına pat diye gelen,  seslerden irkildim.

Onca yıldır yanımızdan vın diye geçerek nereye gittiğini bilmediğimiz tırların varlığından, ürktüm.

Devletin kurumlarından gelen hışırtıları duyunca uykularım kaçtı.

Adeta bir gerilim filminin ürperttirici efektleri gibi duyduğum her sesten, gördüğüm her görüntüden içim sıkıldı patlayacak oldum.

Yansıma sözcükleri okurken, hayatın gerçek yansımaları ile karşılaşmak, yıllardır bu gerçeklerin arasında habersiz yaşamak, insanın aidiyet duygusunu incitiyor. Bunlar benim ülkemde mi yaşanıyor? demekten kendimi alıkoyamıyorum.

Ekranlardan yansıyanlar ne yazık ki yansıma sözcüklerin anlam ayrımında yeni bir başlığı da ortaya koyuyor. Türkçemiz böyle zenginleşmesin istiyoruz.

Daha neler yansıyacak, yansıma sözcükler ne kadar hayatımızı yönlendirecek bir başka pazarı bekleyip göreceğiz.

Mehmet Gıyas AZERİTÜRK

 

 

Devamını Oku

BİR KISSA, BİN HİSSE

BİR KISSA, BİN HİSSE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİR KISSA, BİN HİSSE

NÖYÜT NECE OLDU!

Uluslararası Disiplin ile ilgili olanlar bilir. İdealizm ve realizm tartışmasında her iki görüşte, Devleti insana benzetir. İdealizme göre İnsanlar doğası gereği iyidirler. Yani kötü olarak doğmazlar. Dolayısı ile devletlerde insanlar gibi kuruluşları itibariyle iyidirler. Onları kötülüğe, koşullar sürükler. Realistler ise aksini savunarak, İnsanlar doğası gereği suça meyillidirler, tezini savunarak;  İlk insanlardan kabul edilen Habil ile Kabil’in hikâyesine atıf yaparak, devletleri de bu olayla ilişkilendirirler. Yani Devlet düzeninde kardeşlik yerine, çıkar ilişkisini öne alırlar. Z Kuşağı diye dilimize pelesenk olan bir kuşağa tanık olduğumuz bir dönemde, aklımıza dizinin dibinde büyüdüğümüz Kayıp Kuşak geliyor. Onlar okumaktan çok dinleyerek büyümüşlerdi, bizlere de dinlediklerini anlatarak ömürlerini tamamladılar. Yaşanmış olayları bir hikâye tadında anlatarak geleceğe dair öğütler verdiler. Güncelde yaşanan olayları irdelerken hafızam beni çok gerilere götürdü. Dinlediğim bir Kıssa’yı paylaşmak istedim. Hisse’yi  okuyucunun takdirine bırakıyorum.

Topraklarının yarısında Türkçe konuşulan komşu bir ülkenin Eyalet Parlamentosunda ara seçim yapılacak, İtibar sahibi bir tüccara adaylık teklif edilir. Hemen kabul etmez, evine gelir ve iyi eğitim almış yeğenini çağırtarak olayı aktarır, fikrini sorar. Yeğen olaya olumsuz bakmasına karşın, amca yeğeni ikna eder ve aday olur.  Seçimler tamamlanmış “Amca” eyalet parlamentosuna girmiştir. Aktif bir milletvekili olma hevesiyle Meclisin açılışını beklemektedir. Meclis açılır, Başkan yoklama yapar, söz isteyen var mı?  çağrısına kimse yanıt vermez ve oturum kapanır. Bu seremoni meclisin rutini olarak günlerce devam eder. Amca hayal kırıklığı ile  malum eğitimli yeğeni çağırtır. Durumu anlatır ve yardım ister. Ben el kaldırıyorum ama Başkan bana bakmıyor, baksa da görmüyor. Ne yapmalıyım ve ne konuşmalıyım? En önde otur amca. Israrla söz iste hatta  direk kürsüye doğru yürü  der. Peki ne konuşmalıyım? Kürsüye çık ve Nöyüt nec oldu? , diye sor. ( Nöyüt = Neft-Petrol, ne oldu)  sonra yerine otur.

Amca  ertesi gün Meclise gider, kürsüye çıkar ve “Nöyüt nece oldu” der. Bütün meclis homurdanır, in aşağı sesleri ile kürsüden indirilir. Eve gelen amca, olayı yeğenine anlatır ve  olaya anlam veremediğini söyler. Yeni bir fikir sorar. Yeğen; yarın git, yine kürsüye çık, bu defa daha gür bir sesle sor der. Amca denileni yapar. Bu defa kürsüye yürürler, tartaklanan amca evine döner. Yine yeğenine sorar. Amca tekrar kürsüye çık, bu defa vekillerin gözünün içine bakarak ve  heceleyerek “nö-yüt- nec- ol-du” diye sor ve   yumruğunu kürsüye vurarak in,  der. Amca denileni yapar. O da ne? bütün vekiller, kürsüye yürür amcayı döverler. Meclis Başkanı oturuma son vererek meclisin tatile girdiğini ilan eder. Kolu bacağı kırılan amca uzun süre hastanede yatar. Evine döndüğünde durumu yine yeğene sorar. Bu ne iştir der. İlkinde laf attılar, ikincide tartaklandım, üçüncü de hastanelik oldum.

Yeğen; şimdi sende Milletvekili oldun amca. İstirahat et, bir an önce iyileş, seni hoş günler bekliyor, yanıtını verir.

Kısa bir süre sonra Amcanın kapısı çalınır, gelen postacıdır. Bir zarf uzatır, Zarfın içinde yüksek meblağlı bir çek ve bir not vardır. Notta şöyle yazmaktadır. “ Bu yıl hasılat küçüldü, bununla idare et, inşallah seneye daha iyi olur”. Usul olduğu  üzere yeğen çağrılır ve  bu nedir diye sorulur. Amca, sen de artık  “petrol gelirlerine” ortak oldun. Günlerdir nöyüt (petrol) nece oldu dedin ya. Senide ortak ettiler. Artık sen de “ petrol vekili” oldun…

Evet, Devletler sahiden insanlara benziyor, çünkü onları insanlar yönetiyor. Hem de Habil’i öldüren Kabil’in çocukları. Hani moda bir söz vardı. Onu uyarlayacak olursak “hepimiz Kabil’in çocuklarıyız” demek yanlış olmaz.

Sahi “Nöyüt nece oldu” ? Size bir şey hatırlattı mı? Sormak isteyen var mı?

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.