HASRET DİLEK DELİER

HASRET DİLEK DELİER

11 Ekim 2021 Pazartesi

ATATÜRK’ÜN TÜRK BASININA VERDİĞİ ÖNEM

ATATÜRK’ÜN TÜRK BASININA VERDİĞİ ÖNEM
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ATATÜRK’ÜN TÜRK BASININA VERDİĞİ ÖNEM

Bugün 10 Ekim ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetin ilanından sonra Manisa’ya ikinci kez gelişinin 96. Yıl dönümü olması sebebiyle kutlamalar, haberler yapıldı.

Ancak ATATÜRK’ÜN basına verdiği önemi de göz ardı etmemek gerekir. Atatürk’ün basına verdiği önem ve Türk basınına katkılarını bilmeyenler ve bilmiyor gibi yapanlara..

Basının önemini çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, henüz daha Büyük Millet Meclisi açılmadan önce, askeri ve ulusal örgütlerin mahallelere ve köylere kadar ulaştırılması ve geliştirilmesi için uğraşmıştır.

Atatürk, 27 Kasım 1919’da Erzurum Heyet-i Merkeziyesi’ne yolladığı yazıda, zamanın gereğine göre acele olarak mahalle ve köylerde Teşkilat-ı Milliye’nin kurulmasını belirtmekteydi. Milli Teşkilat mahalle ve köylerde kurulup geliştirilince, ister istemez buralara ulusal bağımsızlık savaşı ile ilgili bilgiler ulaştırılacaktı. Bunun için de, önce Sivas’ta “İrade-i Milliye”, sonra Ankara’da “Hakimiyet-i Milliye” gazeteleri çıkarılmış, Ankara’da Anadolu Ajansı ve Matbuat Müdürlüğü kurulmuştur. Atatürk tarafından kurulan gazetelerden ilki İrade-i Milliye gazetesidir. İrade-i Milliye gibi halkın iradesini ortaya koyan bu ismi Mustafa Kemal’in bizzat kendisi vermiştir.

Atatürk, Kongrenin yayın ve propaganda organı olarak 4 Eylül 1919’dan itibaren “İrade-i Milliye” adlı gazeteyi yayınlatmaya başlamıştır. Bu gazete Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinden sonra Sivas’ta kalmış ve yayınını orada sürdürmüştür.
Bu gazetede ulusal şahlanışın ülküsü dile getirilmiş ve Mustafa Kemal bu gazeteden söz ettiğinde daima “benim gazetem” deyimini kullanmıştır.

Atatürk’ün kurduğu gazetelerin ikincisi ise Hakimiyet-i Milliye’dir.Hakimiyet-i Milliye gazetesi, ulusal bağımsızlık hareketinin sözcüsü olmuş ve devletin sözcülüğünü yapmıştır. Hakimiyet-i Milliye’nin hemen hemen her sayısında Mustafa Kemal’in bir genelgesi, beyannamesi olduğu gibi, bazı sayılarında bunların birkaç tanesi yer almaktadır. Gazetede, ayrıca ulusal bağımsızlık mücadelesini ve devrimleri destekleyen Anadolu basınından alıntılar büyük yer tutmaktadır.

Yazmakla bitmeyecek kadar bir deryadır ATATÜRK’ÜN Türk basınına verdiği değer..

Hasret Dilek Delier

Devamını Oku

MANİSA TARZANI AHMET BEDEVİ ANISINA

MANİSA TARZANI AHMET BEDEVİ ANISINA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Merhaba Arkadaşlar…

 

Bugün Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi’nin ölüm yıl dönümü ve Manisa Tarzanı Çevre Günleri Haftası olduğu için sizlerle paylaşmak istedim.

 

Rahmetli Manisa Tarzanı ”Ahmet Bedevi’nin” hayatını ilkokul yıllarımda rahmetli anneannem anlatırdı. Bana da masal gibi gelirdi ve uyurdum dinlerken. Büyüdüğün zaman mezarını ziyaret et, benim mezarıma gelirken derdi. Çocuktum pek anlamazdım tanımadığım birinin mezarını ziyaret etmeyi. Fakat yıllar geçtikçe araştırmaya ve anlamaya başladım. Herkes biliyor sanıyordum. Manisa Tarzanı filmi bile çekilmişti. Sinema oyuncusu Talat Bulut canlandırmıştı.

 

Obasya Kooperatif Başkanı Mustafa Pala, Manisa Tarzanı’nı 1958 yılında gören biri olarak Manisa Tarzanı üzerine yaptığı araştırma ile yaşamının filme alınması gerektiğine inanarak film yapımcısı olan Cengiz Ergün’ü aradı. Yapımcının da ilgisini çekti ve bu vesileyle ödüller alan Manisa Tarzanı filmi çekilmiş oldu.

Manisa dışından birkaç arkadaşım ve okuyucularım sen gördün mü? Manisa Tarzanı nasıl biri? Dediklerinde şaşırdım. Daha ben doğmadan vefat etmiş görmedim ama hikâyesini dinledim ve araştırdım dedim. Aklımda kalanları anlattım. Manisa dışında tüm Türkiye ve dünya biliyor sanmakla hata yapmışım. Ben de biraz araştırmalarla, birazda anneannemin Tarzanı tanıyan biri olması ve vasiyetiymiş gibi kendimi sorumlu hissederek, bana anlattıklarından da yola çıkarak ve bilmeyenler içinde kaleme almak istedim.

 

Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile ‘’Ahmet Bedevi.’’ Halk için ise Manisa Tarzanı lakabını almıştı. O bir kahramandı. Gerek savaşlarda, gerek hayat hikayesi, doğa aşığı, çevreci olması ve yaşamıyla.. Manisa Alaybey’in çıkışındaki Çatal mezarlığının yanından geçerseniz lütfen bu güzel insanın mezarını ziyaret edin ve Fatiha okuyun..

 

Ağaçları tek tek elleriyle dikti. Hayatı boyunca onları büyüttü, korudu. Türkiye’nin ilk çevrecisi ve doğa aşığı güzel bir insandı. İnsanların onu anlaması için uzun yıllar gerekti. Bugün Manisa’da adına düzenlenen çevre etkinlikleri ölüm gününden başlayıp 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne bağlanarak kutlanıyor. Ayakları çıplak, üzerinde esvap niyetine atlet ve şort, bir garip çelebi yürüyerek girer Manisa’ya. Sonraki yıllarda Azeri aksanıyla konuşan bu ilginç adamla ilgili anılarını anlatanlar, onu ilk kez 1923 yılında gördüklerini söyleyeceklerdir.

 

O günlerde savaş yorgunudur kent. 19.Yüzyıl gezginlerinin seyahatnamelerinden öve öve bitiremediği yeşil Manisa, savaş sırasında çıkan yangınlar nedeniyle çoraklaşmıştır. Kenti eski görünümüne kavuşmasında bu garip yabancı başrol oynayacaktır. Spil Dağın da yaşayan ve Manisa sokaklarında üzerinde sadece şort ile dolaşan Ahmeddin Carlak’a halk 1934 yapımı Tarzan filmi Manisa sinemalarında gösterime girdikten sonra yaşamını bu filmle özdeşleştirerek Manisa Tarzanı adını takmıştır.

 

Yersiz yurtsuz olduğu anlaşılan adamın görünüşü, kim olduğuna dair bir ipucu vermez. Önceleri meczup zanneder ahali onu, sonradan derviş kıvamında biri olduğunu anlayacak “hacı” lakabını takacaklardır. Zamanla Manisa Tarzanı olarak ünlenecektir. O kadar ki adının Ahmeddin Carlak olduğunu pek az insan bilir; kendisine sorulduğunda adının Ahmet Bedevi olduğunu söyler. Hayatının sonuna dek Manisa’da yaşar. 31 Mayıs 1963 yılında göçüp gittiğinde çoktan bir efsane halini almıştır. Çünkü ilginç bir kişiliği vardır.

 

Yaşadığı toplumdaki kimseye benzemez. Manisa’ya geldiğinde üzerinde olan atleti de bir süre sonra çıkarır. Siyah bir şorttan başka bir şey giymez. Kente tepeden bakan Spil  Dağı eteklerindeki Topkale tepesine derme çatma tek göz bir kulübe yapıp yerleşir. Bulduğu her her şeyi okur, dünyada olup biteni yakından takip eder. Derviş tabiatlıdır, parayla pulla işi olmaz. 1933’te belediyede işe girer ama geçim kaygısından değil.

 

Manisa Tarzanı, resmî kayıtlara göre Ahmeddin Carlak ya da kendi ifadesi ile Ahmet Bedevi (d. 1899 Samarra, Osmanlı İmparatorluğu – ö. 31 Mayıs 1963 Manisa, Türkiye) Kerkük kökenli bir Türkmen. Kurtuluş Savaş’ında savaştığı için İstiklal Madalyası sahibidir. Görev tanımı bahçıvan yardımcılığıdır. Ağaç diker, büyütür ve korur. Öldüğü güne kadar başına buyruk bir belediye görevlisi olarak kalır.

 

Ağaçlara, yeşile tutku derecesinde bağlılığıyla etrafındakilerden belirgin bir biçimde ayrılır. Gerçek bir çevrecidir, israfı sevmez.

Şöyle der: “Yaşayışım gayet basittir. Yaz kış Topkale de ki kulübemde ve mağaramda yaşarım. Evim meyve ağaçlarıyla, çiçeklerle çevrilmiş cennet gibidir. Yazın yaş, kışın kuru meyve yerim. Günde üç kez buz gibi suyla yıkanırım. Vücudumu korumak için kendi yaptığım bitkisel yağı sürünürüm. Eski ve yeni yazı bilirim. Türk müziğine hayranım. Sinemanın tutkunuyum. Zaten, dertle gamı bunlarla unutuyorum. Gazete, dergi elimden düşmez, hepsini alır okurum.”

 

Ahali bu garip adamı çabuk kabullenir; ona hacı derler. Bir süre sonra, her gün saat 12’de kulübesinin yakınlarına yerleştirdiği eski bir topu ateşlemeye başlar. Bunu görev bilmiştir kendine. Bu nedenle ona “Topçu Hacı” denmeye başlanır. Ne yapıp eder, görevini aksatmaz. Hatta sağlığı bozulduğunda, arkadaşları hastanede kısa bir süre yatmaya ikna etmek için onun yerine topu bir başkasının ateşleyeceğine, Manisalının bunu bilmeyeceğine dair söz verir.

 

Tarzan lakabını ise 1934’te Johnny Weissmuller’in oynadığı “Tarzan” filmi Manisa’da gösterime girdiğinde alır. Filmi seyreden herkes Tarzan ile Topçu Hacı arasındaki benzerliği hemen fark etmiştir. Ahmet Bedevi bir sinema aşığıdır. Bu lakabı o da uygun görmüş olacak ki, hiç itiraz etmez. Bu lakapla efsaneleşir, ülke çapında tanınan bir sima olur.

 

Daha yaşarken efsane haline gelişi, hakkında anlatılan türlü öykülerle de beslenir. Prof.Cemal Anadol, Tarzan’ın yurdundan ayrılıp neden yollara düştüğünü şöyle aktarıyor: “Kerkük Türklerindendi. Irak’ta Dicle ile Fırat’ın birleştiği yerde dünyaya gelmişti. Gençliğinde bir eğlence sırasında, iri siyah gözlü, güzeller güzeli bir kıza rastlayıp aşık oldu. Bu kız Türkmen aşiret reisi Şeyh Tahir’ın kızı Meral’di. Usulünce kızı babasından istedi. Düğün hazırlıkları başlamak üzereyken Birinci Dünya Savaşı çıktı. Manisa Tarzanı askere yazıldı ve cepheye koştu. Savaş kaybedilince çok üzüldü ve Hindistan’a geçti. İnsan görmemiş ormanlarda yaşadı bir süre. Sonra İran’a geçip Meral’in aşiretini aramaya başladı. Sora sora İran’ın doğusunda bir yaylada Meral’i yeniden buldu. Düğün hazırlıklarına başlandı ama bu sefer de kurtuluş mücadelesine başlandığı haberi geldi. Savaşa katılmak üzere gönüllülerle yola çıktı. Bu kez Meral’i de yanına almıştı. Sarp bir kayalıktan geçerlerken, kızın ayağı kaydı ve uçuruma yuvarlandı. Manisa Tarzanı kollarının arasında son nefesini veren sevgilisinin acısı yüreğinde savaşa koştu.”

 

Yaşamıyla iyi bir spor adamı ve gençlere iyi bir modeldi. Manisa Dağcılık Kulübü’nün kurulmasında yardımcı olmuştur. Ağrı, Cilo ve Demirkazık Dağlarına tırmandı. Sinema tutkunu, okumayı seven, yeniliklere açık biriydi.

 

1973-1977 yılları arasında Manisa belediye başkanlığı yapan 2016 yılında vefat eden rahmetli Ertuğrul Dayıoğlu, onun yakın arkadaşlarından biriydi. Bir gün Tarzan’ın kendisine şöyle dediğini hatırlatıyor. ”Söylediklerimin bazıları yalan. İnsanlar sorularıyla  beni bunaltıyor, her şeyimi merak ediyorlar. Onları hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Sıradan hayat hikayeleri onları üzecektir.”

 

Kulübesinin kentten uzakta olması, zamanın çoğunu dağlarda geçirmesine karşın asosyal biri olmaz hiç. İnsanlarla bir araya gelmekten, sohbet etmekten hoşlanır. Manisa Dağcılık Kulübünün üyelerindendir. Genç dağcılarla birçok zirve tırmanışı gerçekleştirir. Ağaçların korucusudur. Konu yeşillik olunca sözü emir yerine geçecek kadar saygınlığı vardır. Manisa’ya gelen tüm vali ve belediye başkanları onun bu statüsünü kabullenmek zorunda kalır.

 

Hayatını Manisa’yı tüm Türkiye’ye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir. Manisa gelişmeye başlamıştır. Yeni mahalleler kurulur, yeni yollar açılır. Manisa Tarzanı’nın diktiği ağaçlar hedef haline gelir. Bulvar yapımı için yol genişletme çalışması onun dağcılık kulübünden gençlerle 1957’de çıktığı yurt gezisinde olduğu günlere denk getirilir.

 

Yakın arkadaşlarından Enver Gediz geri döndüğünde gördüğü manzara karşısında “Gitti evlatlarım” diye ağıt yaktığını anlatıyor. Sağlığının bozulmaya başlaması o günlerden sonra hızlanıyor. Son büyük darbe elleriyle dikip büyüttüğü çam fıstığı ağaçları 1963’te kesilince gerçekleşiyor. Enver Gediz aktarıyor yine: ”Ağaçlara vurulan balta seslerini dağdan duyarak şehre iniyor. Benzin istasyonu kurmak için onun çam fıstığı yetiştirdiği yeri düşünmüşler. Yanıma geldi ve ağaçlarım gidiyor gardaş dedi. Ben o araya gidiyorum elimden bir kaza çıkarsa beni kurtarırsın. Çamlığa gittik, işçiler ağaçları kesiyor. Tarzan bir nara attı. Bağırdı, çağırdı. Baltacılar çil yavrusu gibi dağıldı. Kesik ağaçların başında ağlamaya başladı. Ağzından ilk kez kötü bir söz duydum: O iki katlı binada oturan haşlağa gidip pencereden kedi yavrusu gibi aşağıya atacağım. En ağır hakareti haşlaktı. İki katlı bina ise belediyeydi onun lügatinde.”

 

Ağaçları kesildikçe “Dayanamayacağım, ben de ölüyorum” der. İlk kalp krizini o gün geçirir. Arkadaşlarının ısrarıyla hastaneye yatar ama iki günden fazla tutamazlar onu. Hastaneden çıktığı günün gecesi kalbi daha fazla dayanamaz.

1963 yılında hayatını kaybedince Manisa halkınca bir efsaneye dönüştürülmüş, ilde birçok heykeli dikilmiştir. Her yıl ölüm yıldönümü olan 31 Mayıs gününde Manisa’da hatırası için törenler düzenlenir.

 

Son günlerde ziyaretine gelen gençlere şöyle demiştir: ”Ahmet Bedevi bir çıplak garip adamdır. Amma ölünce ağaç sevgisi sembolü olacak, hangi idareci ağacı kestirirse rüyasına girecek, boğazına sarılacağım. Bu memleketin yeşile yeşilliğe, ağaca, çiçeğe ihtiyacı var.”

 

Ağaçları tek tek elleriyle dikti, hayatı boyunca onları büyüttü, korudu. Türkiye’nin ilk çevrecisiydi, insanların onu anlaması için uzun yıllar gerekti. Bugün Manisa’da adına düzenlenen çevre etkinlikleri ölüm gününden başlayıp 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne bağlanarak kutlanıyor. Rahmetle, saygıyla ve sevgiyle anıyoruz..

 

Yazar / Hasret Dilek Delier

 

Bir de Mustafa Palan’nın yazdığı mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

MANİSA TARZANI’NIN MEKTUBU

 

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Siz benim 31 Mayıs 1963’de

Öldüğümü sanıyorsunuz değil mi

Oysa ben

Ağacın yeşilinde

Kuşun kanadında

Sipil’in doruğunda

Çocukların yüreğinde yaşıyorum şimdi

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Aranızdayken

Yeşil Manisa’ydı kentimizin adı

Görüyorum ki, beton Manisa olmuş şimdi

Görüyorum ve her gün yeniden ölüyorum

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Sipil’in doruğundan

Ağaçları kestiğinizi

Gediz’i kirlettiğinizi görüyorum

Kirlenen sadece su değil

Hava ve toprak da kirleniyor

Küresel ısınma almış başını gidiyor

Bunları görüyorum

Ve her gün yeniden ölüyorum

Dikilen her yeni ağaçla

Toprağı çatlatan tohumla

Yeşeren yaprakla yeniden diriliyorum

Yeniden açıyorum gözlerimi güneşe

Kesmeyin ağaçları

Her gün yeniden öldürmeyin beni

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Anıtımı yapmışsınız

Barış Alanı’na ağaçların arasına

Anıtımı yapmışsınız

Testimden su dökülür biçimde

Testimden dökülen suyun

Gözlerimden dökülmesini

İstemiyorsanız eğer

Ağaçları kesmeyin ne olur

Ağaçsız çiçeksiz bir dünyada

Yaşamak ölümdür

Ağaçları kesmeyin

Suyu kirletmeyin

Suyu tüketmeyin ne olur

İşte o zaman ben gerçekten ölürüm

İşte o zaman siz gerçekten ölürsünüz

İşte o zaman dünya yaşanmaz olur.

Ağaçları kesmeyin ne olur

Ağaç dikin çiçek dikin çevrenize

Beni 31 Mayıs’larda anmasınız da olur

Ağaç dikin ne olur

Beni merak etmeyin

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Ağacın yeşilinde

Kuşun kanadında

Çocukların yüreğinde yaşıyorum şimdi

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Ağaç dikin çiçek dikin

Yeşili sevin benim gibi

Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi

Mustafa Pala

25.Ekim.2013

 

Devamını Oku

TIP BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

TIP BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Benim doktorlarım gibi, pek çoğunuzun hayatında bir dönem kahramanlık yapmış bir doktor vardır. Yeri geldiğinde hayat kurtaran, yeri geldiğinde erken teşhis, doğru tanı, yerinde müdahale gibi şeylerle sağlığımıza yeniden kavuşmamızı sağlayan bu insanları genel olarak doğaüstü bir varlık gibi görme eğiliminin olmadığını söyleyemeyiz.

 

 

Bizim böyle düşünmemize neden olan, büyük oranda iyileşmenin mümkün olmadığı hatta ölümle bile sonuçlanabileceği durumlarda onların karşımızda metanetle durup görevlerini yapmaları olabilir.

 

 

Ancak düşündüğümüzün aksine onlar doğaüstü varlıklar değil ve karşılaştıkları kötü durumlar karşısında, her ne kadar bize belli etmemek konusunda başarılı olsalar da, tıpkı bizim gibi üzülüyor ve duygusal tepkiler veriyorlar..

 

 

Öyle ki gün geliyor kendilerine ya da ailelerine zaman ayıramıyorlar. Uykusuz geçen geceler, kaybedilen hastalar, onların yakınlarından gördükleri şiddetlere rağmen sağlam durmaya çalışıyorlar. Bazı zamanlarda ise sinirleri bozulabiliyor. Nadiren de olsa bana da denk gelmedi değil. İlgisiz gibi görünen ve öğrenmek için bir şey sorduğunuzda azarlar gibi cevap veren doktor veya sağlık çalışanına sinirlendiğimde oldu. Fakat duygudaşlık (empati ) kurmak gerekir diye düşünüyorum.

 

 

Çünkü mesleğini güven içinde huzurla yapamayan, bakabileceğinin üstünde çok hasta bakan, tutabileceğinden daha fazla nöbet tutmak zorunda kalan, her türlü olumsuz şartlarda görevini yapmaya çalışan, gece gündüz demeden fedakârca mesleğini icra eden hekimler ve sağlık çalışanları sebep ne olursa olsun, sözlü veya fiziksel şiddete maruz kalmayı hak etmiyor. Hatta ölümle sonuçlanması çok acı. Bir daha bu tür olayların tekrarlanmaması diliyorum. Şiddete ve koronaya maruz kalarak hayatlarını kaybeden hekimlerimizi, sağlık çalışanlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyorum…

 

 

Ayrıca Covid-19 pandemisi ülkemizin öncelikli ve en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Salgını kontrol altına alabilmek, toplumun en az etki ve en az can kaybı ile bu süreci atlatabilmesi için hekimler ve tüm sağlık çalışanları büyük bir mücadele sergiliyor. Canla başla çalışıyor. Sağlık çalışanları bu mücadeleyi kendi sağlıklarının ve yaşamlarının da büyük tehlike altında olduğunu bilerek gerçekleştiriyorlar.

 

 

Pandemi sürecinin bütün yükünü omuzlayan sağlık çalışanlarımızın, kendi doktorlarımın, ülkemizin her köşesinde, insan hayatının kutsallığına inanarak sonsuz sabır ve üstün gayret ile çalışan hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın ”14 Mart Tıp Bayramını’’ kutluyorum.  İyi ki varsınız!

 

 

Hasret Dilek Delier

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.