Psikolog Ali ÇETİN

Psikolog Ali ÇETİN

10 Ocak 2022 Pazartesi

“OYUN TERAPİSİ”

“OYUN TERAPİSİ”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

OYUN TERAPİSİ

 

Bu hafta sizinle oyunun çocuğun dünyasındaki yerini konuşmak istiyorum. Ama öncelikle yetişkinlere sormak istiyorum. Bugün oyun oynuyor musunuz? Bu soruya evet diyenler kendini şanslı hissetmeli. Yoksa o yaşları çoktan geçtik mi diyorsunuz. Küçükken toprağın içinde doğal ortamlarda oyun oynayan belki de son nesiller olabilirsiniz. Şimdiki nesillerde ise oyun alanlarının az oluşuyla ve doğal ortamların azalmasıyla oyun anlayışı da akıllı telefon tablet oyunlarına kaydı gibi gözüküyor.

 

Çocuklar için uyku ve yemek temel ihtiyaçsa oyunda temel bir ihtiyaçtır. Her çocuğun oyunu deneyimlemesi gerekir. Çünkü oyun yetişkin hayatı için bir prova sahnesidir. Oynadığımız evcilikler, takım oyunları, doktor hasta oyunları ileride gerçek hayatın bir parçası olacaktır.

 

Aileler terapistlere davranışlarla gelir. Çocuğum okula gitmek istemiyor, Çocuğum yeni doğan kardeşine vuruyor, çocuğum uyumuyor, çok tablet oynuyor, yemek yemiyor, kaç yaşına geldi tuvalet eğitimi kazanmadı, geceleri altına kaçırıyor… Sonra şu lafı işitiriz: Çocuğun mu var derdin var. Bizde şunu söyleriz: Bu derdin bir dermanı var. Terapistler bu sorunları anlamak için oyun terapisi yöntemiyle 2-11 yaş arasındaki çocukların davranışlarının altında yatan etkenlere odaklanır. Bu davranışın altında ne gibi bir eksiklik var? Kontrol, güç, onur, sevgi, şefkat… Terapiye gelen çocuklar eksiklikleri oyun terapisiyle keşfeder ve eksikliği tamamlar. Terapist burada ona eşlik eden kişidir. Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Oyun terapisi sokakta oynanan oyundan da farklıdır. Çünkü duygusal gelişim, çocuğun güçlü bir ilişki kurduğu terapist ile oyun terapisinde gelişir. İyileşmenin olması için profesyonel birisinin onun oyununa eşlik etmesi gerekir. Çünkü oyun terapisi odasında çocuk oyunu sembollerle oynar. Oynadığı oyuncağın, seçimlerinin, çıkardığı seslerin, oynadığı rollerin metaforik bir anlamı vardır. Çocuğun yaşadığı travmalar metaforlar aracılığıyla anlamlandırılır ve travmatik ifadeler bedendeki bedensel ifadelerle anlam bulur. Aslında şöyle benzetme yapabiliriz. Yolculuğa çıktınız arabanızın motor sinyal ışığı yanmaya başladı ve arabanızı kenara çektiniz. Yolculuk yarım kaldı. Bir süre sonra tekrar çalıştırmaya çalıştınız motor çalışmadı ve sistem kendini kapadı. Psikolojik gelişim anlamında yola çıkan çocuktada, yanan sinyal lambalarını fark etmeye ve sinyalin (olumsuz davranışların) altındaki dinamikleri bulmaya çalışırız. Çünkü çocuğumuzun fiziksel gelişiminin yanında duygusal olarak da gelişimini tamamlayabilmesi için oyun terapisi yapılır.

 

Oyun terapisi
• Travmalarda
• Üzüntü korku, kızgınlık
• Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
• Kendi canını ya da diğerlerinin canını acıtma yumruk atma
• Boşanma ve ayrılıklarda
• İçe kapanma
• Güven eksikliği / depresyon
• Ailede değişimlere uyum sağlayamama
• Sebebi anlaşılmayan baş ve karın ağrılarında kullanılır.

 

Psikolog Ali ÇETİN
İnstagram: kulapsikolog
pskalicetin@gmail.com

Devamını Oku

ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR

ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇOCUĞUM NEDEN KONUŞMUYOR
Bu hafta biraz çocuklarımızdan konuşalım istiyorum. Şüphesiz Dünya’ da yaşamımızı sürdürmemizde en büyük etkenlerden birisi de çocuklarımızdır, belki de en büyük etken olabilir. İlk doğdukları andan itibaren beslenmeden, uykuya, kilosundan giydiklerine kadar hassas bir yaklaşımla çok dikkat ederiz. Onlarla aramızda bir iletişim yoluyla bir bağ oluşur. Aslında doğumdan hemen sonra iletişim başlamıştır. Ağlamakla verilen mesajlar, annenin yüz ifadelerindeki duyguyu okumakla başlayan süreçler şeklinde devam ederek ortalama 3 aylıkken cıvıldadıklarını görürüz. Cıvıl cıvıl sesler çıkarmaları onların ilk heceleri çıkarmak için hazırlıklarını ifade eder. Sonra 6 aylık süreçte ‘ba ba ba’ diye diye sesler çıkarır. 13 aylıkken 50 civarında kelimeyi anlayabilir konuma gelmektedir. Bir buçuk yaşında ise bu kelimeleri konuşabilmektedir. Birçok ebeveyn için en büyük mutluluk çocuklarımızın ağzından çıkan o ilk kelimeler. Sizin çocuğunuz ilk hangisini mırıldandı? Anne baba… İki yaşına doğru ‘anne gel, baba al, büyük araba’ gibi iki kelimeli ifadeleri konuşmaktadır. Bu yaştan sonra kelime hazineleri hızla artarak devam eder. 3-5 yaşlarında soru cevap şeklinde diyaloglar kurar, konuşma esnasında konuları değiştirebilir hale gelirler. Doğal konuşma süreci bu şekilde gelişmektedir.
Bazen çocuklarımızın konuşmasındaki süreçler yukarıdaki gibi gitmeyebiliyor. Çocuklarımızın dil ve konuşma becerileri fiziksel sosyal nörolojik ya da psikolojik sebeplerden ötürü olumsuz etkilenebilmektedir. Çocuğumuzun konuşma sürecindeki akışa bakıldığında konuşmanın anlaşılır ve akıcı olmaması, ses şiddetinin ayarlanamaması ve nefes alış verişinde bozulmalar, seslerin yutulması, kelime hazinesinin az olması, kekemelik oluşumu, rahatsız edici seslerin oluşumu ve birçok belirtiyle bir takım sorunlar olabileceğini düşünürüz. Sonrasında şüphelenir ve çözüm yolları aramak üzere girişimlerde bulunuruz.
Aileler olarak neler yapmalıyız?
Yukarıda belirtilerden şüpheleniyorsak geç kalmamak ve harekete geçmek çocuğumuz açısından çok önemlidir. Bunun içinde aileler genelde psikologlara ya da psikiyatristlere gidiyor. Orada gerekli ön görüşme yapılır. Konunun sebebi psikolojik mi değil mi diye ön araştırması yapılır. Eğer psikolojik faktörler etkiliyse psikolojik girişimlerde bulunulur, psikolojik destekle ya da psikoterapi ile müdahale edilir. Sorun psikolojik faktörlerin dışındaysa Dil ve Konuşma Terapistlerine yönlendirme yapılır. Dil ve konuşma Terapisti, Çocuk, Psikolog ve Aile iş birliği ile sorunların çözümü için iş birliği kurularak yeni çözüm yolu planlanır. Ve tedavi süreci başlamış olur.

Devamını Oku

ALIŞVERİŞ PSİKOLOJİSİ

ALIŞVERİŞ PSİKOLOJİSİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu hafta size alışveriş ve psikoloji arasındaki ilişkiden ve sektörün davranışlarının bizim algılarımıza nasıl etki ettiğinden bahsetmek istiyorum. Günümüz çağı artık çok çeşitli sektörlere ev sahipliği yapıyor. Günlük hayatta çok farklı tüketim ürünleriyle karşılaşıyoruz. Alışveriş artık hayatın bir parçası ve vazgeçilmezidir. Teknoloji çağında yaşıyor olmamız ve birçok işlemi yapabilmenin telefonumuzda bir tuş kadar bize yakın olması da bu durumu tetikliyor.

İnternetteyken aklımızda bir iki parça ürün almak varken sepete geldiğimizde kendimizi bir sürü ürünü satın alıyorken ya da alışveriş yapmak aklımızda hiç yokken bir anda ekranda çıkan reklam linkinden ürüne gidip kargo siparişi vermiş buluruz. Bunların altında ‘almazsam kendimi mutsuz hissederim, almasaydım bir parçam eksik kalacaktı, yoksunluk hissedecektim’ gibi bağımlılık cümleleri ya da ‘kendimi durduramadım, hiç düşünmeden aldım’ gibi dürtüsel eğilimler yatar. Köşeyi döndüğümüzde karşımıza çıkan mağazadaki ihtiyacımız olmamasına rağmen vitrinde duran kırmızı güzel bir elbiseyi görür görmez ‘almam lazım çok güzel, geçen arkadaşlarla internette görmüştük o bu elbiseydi, öyleyse alıyorum’ diyerek o anda zihinde oluşan düşüncelerin kontrol edilememesiyle ve anlık kararlarla o elbiseyi almış oluruz. Eve geldiğimizde benzerlerinin dolabımızda olduğunu aslında ihtiyacımızın kış mevsiminden dolayı kaban almak olduğunu sonradan fark ederiz. Bazen çevremiz tarafından eleştirilsek bile çok gerekli olmadığı halde ihtiyacımız olmayan ürünler alırız. Bu tarz olayların psikoloji yönünde bir karşılığı var. Alışveriş yapmak bizim için haz kaynağıdır ve bizi mutlu eder. İçinde bulunduğumuz psikolojik durum kızgın, depresif ve ya kaygılı olduğunda da satın alma davranışlarımız olumlu etkilenir. Çünkü alışveriş yapmak kısa vadede kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Bir şeyi satın almak ve ulaşmak zihinde başardım hedefe ulaştım algısı yaratır ve doğal olarak zihin zaferi yaşar. Benlik saygısı yükselir. Kendimize karşı değer algımız artar.

İşin bir de başka boyutu var. Tüketici tarafınının yanında pazarlayıcı tarafın da psikolojiyi nasıl kullandığını anlamakta fayda görüyorum. Markette hesabı öderken kasanın yanında çocuklara hitap eden ufak fakat göze çarpan ürünler konulur ve kasiyerler şunu da eklemek ister misiniz diyerek satmak ister ve bu bir taktiktir çünkü genele bakarak küçük fiyatlı o ürünleri eklemekte sorun görmezsiniz bir de çocuğunuz yanınızdaysa. Büyük market sepetlerinin kullanılması da anlam taşır. Tüketici psikolojik olarak kocaman sepetin içini doldurmak ister. Fark ettiyseniz alışveriş merkezlerinde (AVM) yavaş ritimli müzikler de çalar. Bu müzikler doğal olarak rahatlamamıza ve AVM’lerde güvende hissetmemizi sağlar. Diğer strateji ise alakalı ürünlerin yan yana koyulmasıdır. Saat cüzdan, gömlek pantolon, kola cips ve  akıllı saatler telefonlar gibi siz bir tanesini almak isteseniz bile zihin bizi bu ikili gruptan yarım kalanı tamamlamak için diğerini de satın alma davranışına  iter. Başka bir strateji de raflarda oluyor, en pahalı ve göz alıcı ürünler raflarda göz hizasına koyulur ki müşteri direk onu görsün ve alsın, hatta aynı plan çocukların boyları ve çikolatalar içinde geçerlidir. Ama ürünler de kalıcı değildir. Geçende aldığınız ürünü mağazalarda aynı bölmede bulamamanızda tesadüf değildir. Ürünlerin yerleri belirli aralıklarla değiştirilir. Çünkü o ürünü içeride ararken içeride daha fazla vakit geçirmeniz ve diğer ürünleri de görmeniz istenir. Birde etikette 10 tl yerine 9.99 tl ifadesini görürüz. Burada zihin o fiyatı 9 tl olarak algılama eğilimindedir. Bu yüzden de tam fiyat yazılmaz. Çevrimiçi alışveriş yapıyorsak ise araştırdığımız ürünler bir süre sonra algoritma yoluyla gezindiğimiz sitelerde karşımıza çıkmaya başlar ve yanında taksitli ya da bonus puanlı indirimler yazar. Alışveriş için tüm kolaylıklar sağlanmıştır. Bizim alışveriş yapmamız istenir.

Kısacası ticaret sektörünün gelişimi için insanların satın alma davranışları üzerinden alışveriş psikolojisi kullanılır. Bu hafta ise Efsane Cuma haftasında olduğumuz için kendimizi bol alışverişli anların içinde bulabiliriz.

Psikolog Ali ÇETİN

pskalicetin@gmail.com

Devamını Oku

Kışın Ruhumuz Üşür mü?

Kışın Ruhumuz Üşür mü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Başlangıç

Bugün ilk yazımla sizlere konuk oluyorum. Ben Psikolog Ali ÇETİN. Salihli’de dünyaya geldim. Liseyi Demirci Anadolu Öğretmen Lisesi’nde (Necip Fazıl Kısakürek Fen Lisesi) tamamladım. İnsanların dünyasını anlayabilmek amacıyla bir yola çıktım ve psikoloji okumak amacıyla Efeler diyarı Aydın’a doğru yol aldım. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldum. Şimdi ise Kula’da aktif bir şekilde özel eğitim merkezinde danışmanlık hizmeti vermekteyim. Çocuklar ve aileler üzerine çalışmakta kurumsal psikolojik destek hizmeti sağlamaktayım. Yunus Emre diyarı Kula’da çalışan bir psikolog olarak burada yazacağım yazılar çocuk, aile ve yetişkin problemleri olsada gündemin getirdiği önemli haber ve olayları da psikolojik bakış açısıyla sizlere aktaracağım. Her hafta sizlere konuk olacağım yazılarımı sizlerle paylaşacağım. İlk köşe yazımı sizlerle paylaşıyorum.

Kışın Ruhumuz Üşür mü?
Mevsimlerin psikolojimiz üzerinde etkili olduğunu biliyor muydunuz? Biliyorsunuz artık havalar soğuyor gündüzler kısalıyor. Güneşlenme süremiz azalıyor. Bu durumlar özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde ruh sağlığımızı olumsuz etkileyebiliyor. Bu durumda bizi depresyonun bir tür çeşidi olan mevsimsel depresyona maruz bırakabiliyor.
Mevsimsel depresyonun temel özelliği başlama ve bitişinin mevsimlerle alakalı olmasıdır. Bu durumun gelişimine bakacak olursak, mevsimsel depresyon sonbahar veya kış mevsiminde başlar, ilk bahar veya yaz mevsiminde biter. Pandemi koşulları nedeniyle dışarı çıkmamak için kapalı alanlarda geçirdiğimiz zamanın fazla olması da eklendiğinde etkilenme seviyemiz de artabilir.
Bu durumun oluşmasında en büyük faktör gün ışığının azalması ve karanlığın artmasıdır. Karanlık ortama daha fazla maruz kalan vücudumuz melatonin hormonu salgılıyor olduğundan ve bu hormonun etkileri bizim enerjimizin tükenmesini, bitkin ve yorgun olmamızı sağlar. Bir diğer neden içinde bulunduğumuz stres seviyesi olabiliyor. Stres ve olumsuz sosyal çevre ya da işlevi olmayan olumsuz düşünce yapıları da depresyon seviyemizi etkileyebiliyor. Mevsimsel depresyonun kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görüldüğünü de biliyoruz.

Mevsimsel Depresyonun belirtileri nelerdir?
-İlk gözümüze çarpan belirti ‘enerji kaybı’ olarak gözümüze çarpar. Görevlerimiz sorumluluklarımız ve hobilerimize karşı bir form düşüklüğü yaşarız. Okula, işe ya da sosyal çevremize karşı ilgimiz azalır.
-Diğer belirti ise ‘duygu durumumuzda’ olur. Mevsimsel depresyondayken duygularımız olumsuz yöndedir ve kendimizi kötü, ümitsiz ve değersiz hissederiz.
-Düşüncelerimizin de etkilendiğini görürüz. Kendimize, çevremize ve geleceğe karşı karamsar ve kötü düşünmeye başlarız.
-Yeme düzenizde de bozulmalar görülebilir. İştahımız normalin altında azalabilir ya da artabilir daha çok karbonhidratlı yiyeceklere yönelerek fazla kilolar alabiliriz.
-Gün içinde sürekli uykumuz gelir. Normal uyuma sürelerimizin yetmediğini kendimizi sürekli yorgun hissettiğimizi fark ederiz.

Neler yapabiliriz?
-Günde belirli bir zaman dışarıda spor yapılarak güneş ışığı alınabilir. Ve bu süreç düzenli beslenme ile desteklenmelidir.
-Evde ve iş yerinde pencereler açılmalı odalar belirli aralıklarla havalandırılmalıdır. Daha fazla ışık alabilmek için perdeler indirilmelidir.
– Karamsarlık içeren haberlerden ve videolardan uzak durmalıyız.
-İlgimizi çeken konularda hobiler ve aktiviteler edinmeliyiz.
– Sosyal çevremizle iletişimimiz çok önemli, işlevsel olmayan yalnızlıklardan kaçınmalıyız. Sosyal destek almaya ve vermeye önem vermeliyiz.
Mevsimsel depresyon mevsimlerdeki değişikliğe bağlı olarak geçici bir durum olsa da dikkat edilmediği zaman yaşam kalitesini bozabilir. İşlevselliği bozmaya başlıyorsa profesyonel yardım alınmalıdır.
Son olarak sözlerimi şunlarla sonlandırmak istiyorum: Unutmayın, her kıştan sonra ilkbahar ve yaz gelir.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.